Kutlu Adalı'nın son yazılarından biri

"Bir değil, iki değil"

Kıbrıs Türkleri'nin yaşam ve davranışlarına, demokrasi ve hukuk anlayışlarına ters düşen, insan haklarıyla ve onurlarıyla bağdaşmayan bir takım militarist baskı ve eylemler halkımızı derinden üzmektedir. Sivil makamların hukuk çevresinde çözümlenmesi gereken konulara, üniformalı makamlar karışınca, emir komuta gereği sorunlar hallediliyor ama sorunlar çözümlenmediği gibi demokrasimiz yara alıyor, hukuk yara alıyor, hükümet yara alıyor, devlet yara alıyor, güvenlik güçleri yara alıyor, Meclis yara alıyor, kutsal bilinen değerler yara alıyor, insan hakları yara alıyor, onurumuz yara alıyor. Bunca yıl yaptığımız direniş, mücadele ve dayanışma yara alıyor. Sergilenen olaylar ve operasyonlar karşısında sık sık devlet başkanı, meclis başkanı, başbakan, bakanlar, milletvekilleri, siyasal parti yöneticileri, polis genel müdürlüğü ve benzeri tüm makamlar, hatta biz gazeteciler ve yazarlar çok zor, çok müşkül durumlarda kalıyoruz, suçlu bizmişiz gibi Üç Maymun rolünü oynama durumunda kalarak ne gör, ne duy, ne konuş ya da görme, duyma, konuşma onursuzluğunu benimseme noktasına itiliyoruz.

St. Barnabas olayı kapanmadan, şimdi de DAÜ'deki kimi öğrencilerin "boykot" nedeniyle karga tulumba militarist güçlerce ülkemizden sınırdışı edildiklerini okuyoruz. Olayın aslı, kökeni ne olursa olsun ister harçlar protesto edilsin, ister sistem protesto edilsin, isterse bir öğretim ya da yöneticinin homoseksüel çılgınlığına karşı tepki duyulsun ülkemizde okuyanh bir öğrencinin ya da çalışan bir işinin tek tek ya da grup halinde sınırdışı edilmeleri onaylanamaz. Ülkemizde suç sayılan her yasadışı davranışın hukuk yoluyla cezası verilir. Hukuk yavaş iler ama tam işler. Öfkeye bürünmüş hukuk nasıl hukuk değilse, öfkeye bürünmüş güçlerin yönetim biçimleri de demokratik değildir. Yenidüzen'in 30 Mart 1996 günkü manşeti bu bakımdan çok anlamlıdır: "Devlet yetkilileri ve sivil siyasi iktidar hiçe sayılıyor. Demokrasi adına utanıyoruz." Aslında başkalarının utanması gerekir ama nedense yine biz kendimiz utanıyoruz. Ülkemizde 35 bin garantör Türk askeri vardır. Üç bin polis ve çevik kuvvet vardır. Birkaç bin Kıbrıslı Türk asker vardır. Örgütlenmiş yasal kurum ve kuruluşlarımız vardır. Meclisimiz, bakanlarımız, dairelerimiz vardır. İyi kötü demokratik sistem daha da gelişerek işlemektedir.

Böyle bir ortam içinde yaşadığımız halde zaman zaman bir takım gizli ya da karanlık güçlerin yasal olmayan davranışları mide bulandırmaktadır:

  • · 14 Şubat 1980 - Ben gazeteci ve yazar bir kişiyim. Söz gazetesinde yazılarım çıktığı günlerde eleştirilerim kimi çevreleri çok tedirgin etmiş olacak ki bir gece evimin yatak odası panjuruna tabanca ile ateş edildi. Yapanlar bulunamadı. Faşizan uygulamalarla birkaç kez görevden alındım.

  • Son 5-6 yıl içinde karanlık, gizli güçlerden bakınız ne gibi baskılar geldi bu ülkenin aydınlarına ve siyasal kuruluşlarına:
  • · 6 Kasım 1989: "Kıbrıs Türk Halk Hareketi" imzalı, basımevinde basılmış bir bildiri dağıtıldı. Demokrasi ve barış isteyenlere ölüm, intikam, tehdit dolu, kan kokan saldırılar yapıldı. Suçluları ortaya çıkarılamadı.
  • · Aralık 1989: TMT-2 imzalı, Londra kaynaklı başka bir tehdit bildirisi yayımlandı. Yapılanların arkasına bile düşülmedi.
  • · 31 Ocak 1990: "Kıbrıs Türk Halk Hareketi" imzalı ikinci bildiri dağıtıldı. Bombaları biz koyduk diye övünülerek, ne kadar korkusuz bir yeraltı örgütü olduklarını gösterdiler. Bildiride sözü edilen bombalar 2 Ekim 1989 gecesi CTP binasına konmuş ama patlamamış ya da patlatılamamıştır.

    Yeni Kıbrıs Partisi Genel Başkanı Alpay Durduran'ın evine bomba atılmıştır. Avukat ve işadamı menteş Aziz ile Erdoğan Kanoğlu'nun tırlarına ve oto galerilerine bombalar atılmıştır. Suçlular hala bulunamamıştır.

  • · 14 Ocak 1990: Güzelyurt'ta Zafer Niyazi'nin evine bomba atılmıştır
  • · 15 Ekim 1990: "Kıbrıs Türk Halk Hareketi" yeni bir bildiri dağıtark sağ-sol demeden kendi faşist anlayışlarına karşı direnenlere karşı eyleme geçeceklerini açıkladılar. Ve ertesi gece 16 Ekim 1990'da CTP eski milletvekili Fadıl Çağda'nın Girne'deki evine bomba attılar. Özgürlük dergisi sahibi Hürrem Tulga'nın arabası havaya uçuruldu. Sabri Orient Otel'in sahibi Sabri Tahir'in arabası bombalandı. Mağusa'da Devrim Benzincioğlu'nun arabası bombalandı.
  • · 18. 19. 20 Temmuz 1991: Lefkoşa'da Erdoğan Kani'nin 2 tırı, bir mersedesi bombalanırken, Mağusa'da Hasan Sait'in özel arabası havaya uçuruldu.
  • · 15 Ağustos 1991: Yeni Kıbrıs Partisi Başkanı Alpay Durduran'ın arabası havaya uçuruldu. Mağusa'da gümrük şubesi sorumlusu İsmet Baykur'un arabası bombalandı. Suçlular yakalanmadı.
  • · 9 Şubat 1992: "Türk İntikam Teşkilatı" imzalı bildiri yayımlandı. Adı üstünde, adamlar intikam peşinde.
  • · 26 Mayıs 1992: "Genç-Türk Mücadele Teşkilatı" imzalı bildiri dağıtıldı.
  • · 4 Haziran 1992: "Gerçek Halk Hareketi" ortaya çıktı. Anlaşılan ötekiler gerçek değildi. Ya da aralarında baş olma kvgası çıktı, parçalandılar. Gerçek sanatçılar, gerçek şairler toplumumuzda var da gerçek yeraltı örgütleri olmasın olur mu?
  • · 2 Eylül 1992: Genç TMT bildiri yayımladı. Peki Londra kaynaklı gösterilen TMT-2 neyin nesiydi?
  • · 11 Kasım 1992: Yeni Kıbrıs Partisi binası kurşun yağmuruna tutuldu. Parti başkanı Alpay Durduran da telefonla tehdit edildi.
  • · 23 Ekim 1993: Eski yargıç, avukat ve eski içişleri bakanı Orhan Zihni Bilgehan'ın mersedesi yakıldı.
  • · 17 Mayıs 1994: CTP'li gazeteci ve müsteşar Hasan Erçakıca'nın evine çoluk çocuğu ile uyurken bomba atıldı.
  • · 18 Mayıs 1994: KKTC Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk ve Azınlık İşleri Müdürü adına birinci sekreter, Dr. Ahmet Cavit An'a şöyle resmi yanıt verdi:
    "19 Nisan 1994 tarihli yazınıza atfen gerekli iznin kamu yararı ve menfaatleri gözönünde bulundurularak, güvenlik nedeniyle ve devlet aleyhine propaganda yaptığınız gerekçesiyle verilmediğini saygılarımla bildiririm."

    Yahu ülkede bombalar silahlar patlıyor, kurum ve kuruluşlar bombalanıyor, can güvenliği tehlikede. Birçok kişinin evinde, bahçesinde, üzerinde el bombaları, tabancalar, kurşunlar, dinamitler,TMT'ler bulunuyor devletin güvenliği sarsılmıyor da barışsever demokrat bir kişi olan Dr. Ahmet An mı güvenliği bozuyor? Nitekim Ahmet An'a 10 Mart 1996 tarihinde görüşlerinden dolayı tehdit ve uyarı mektubu gönderilecektir. Buna son günlerdeki yazılarım nedeniyle aldığım tehdit ve hakaret dolu telefonları da ekleyebiliriz.

    Kurum ve kuruluşlara, aydın, gazeteci, öğrenci ve politikacılara yapılan baskılar kuşkusuz bu kadar değildir evlere çok baskınlar olmuştur. Barış istediği için çok üniversiteli tutuklanmış ve fişlenmiştir. İnanılması imkansız ama gerçek; politik, siyasal görüşleri nedeniyle CTP eski genel başkanı Özer Özgür'e vize ile Türkiye'ye girme koşulu konmuştur. Bu rezilliğe ancak 1992-93'lerde son verilmiştir. 1993 yazında Grup Yorum'un ülkemizden apar topar sınırdışı edilişini de unutmuş değiliz.

    Yasaklı, bombalı, etikli, baskılı, tehditli, sürgünlü demokrasi olmaz. Suskun toplum olacağımıza konuşan toplum olmalıyız. Ağızlara dikiş vurulacağına, kalemler kırılacağına, faşist kafalar cezalandırılmalıdır. Açıklıktan korkmamalıyız. Bugün bana adını gizleyen birçok kişden telefonlar geliyor, çocuğumuz idamla yargılanıyor, gizlice asacaklar deniliyor. Eminim böyle birşey yok ama gizlilik ve baskı bu tür endişelere ve söylentilere yol açıyor. Bunlara ne polis, ne asker, ne sivil fırsat vermemelidir.

    6 Nisan 1996 - Yeniduzen