Eskiden Yeniye  

 Tuncer Bağışkan

 

Kutlu Adalı Cinayetiyle ilişkili olduğu iddia edilen bir olay....

BELGELERLE ST. BARNABAS SİLAHLI GECE BASKINI ... (1)

Gazeteci-yazar Kutlu Adalı’nın karanlık güçler tarafından UZİ marka otomatik bir silahla öldürüldüğü 6 Temmuz 1996 tarihinin ardından altı yıl geçti. Bu olayın hala daha faili meçhuller arasında yer alması şüphesiz ki devletin bir ayıbı. Bu cinayetle ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde sürdürülen davanın ise son aşamaya geldiği gazete haberlerinden öğrenilirken, KKTC makamlarının bu mahkemede karanlık güçlerden yana ifade verdiği de öğrenilmektedir. Mahkemelerde gerçek olmayan bilgiler vermenin büyük bir suç teşkil ettiği, böylesi ifade verenlerin de ifadeleriyle birlikte dikkate bile alınmadıkları bilimez değil. Eğer devletimiz yurtdışında (İndianopolis mahkemesinde olduğu gibi) ‘korsan devlet’ ilan edilmişse bu nedenledir ; başka nedenlerle değil. Biz bu devleti, dört kez genişletilerek yayınlanan "The Cultural Heritage of Northern Cyprus. Its Protection and Preservation" kitabına koyduğumuz katkılarla yurtdışında tanıtmak için Cumhurbaşkanlığı bünyesinde de, Başbakanlık bünyesinde de, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi bünyesi
nde de çok çalışıp didindik. Ancak eğer onu artık tanıtmaktan vaz geçmişsek, karanlık güçlerin onu kötü şekilde tanıtmasından hoşnut olmayışımızdandır. Zaten devleti sahiplenen bu gibilerin devleti tanıtmaları da ancak böyle olabilir; başka türlü değil. Merakım ise bugüne kadar yaptıklarından pişmanlık duyup duymadıklarıdır. Yine de biz bu yazı dizimizde basında yer alan Kıbrıs’taki Susurluk uzantılarından söz edecek değiliz. Hatta St.Barnabas baskını ile Kutlu Adalı Cinayeti arasında geçen 4 ay 8 günlük süreden Kutlu Adalı’nın konuyla ilgili olarak Yenidüzen’de yayınladığı yazılardan da söz edecek değiliz. Eğer Cumhuriyet Meclisi’nin bu amaçla oluşturduğu komisyon bu konuda bir şeyler bulup açıklarsa, biz de onların sayesinde ‘o buldukları birşeyleri’ öğreniriz diyerek konumuza gelelim.
Gazeteci-yazar Kutlu Adalı tabir yerinde ise “Doğduğu yerde mertek olmayan", köre kör, şaşıya da şaşı diyebilen ender kişilerden biriydi. O, bu adayarısında demokrasinin gelişmesinden, Kıbrıs’ın bütünleşmesinden, Kıbrıslılık bilincinden, barış ve dostluktan, emekten, insan haklarından ve evrensel değerlerden yana tavır koyan aydınlarımızdandı. Bu nedenle hunharca katledilişinin altıncı yıldönümünde, her vesileyle (ve hatta kamuoyunda bile) ölümüyle ilişkilendirilen "St. Barnabas silahlı baskın olayı”nı gündeme getirmeyi bir görev bildik. Gerçi bu olay altı yıl boyunca yeterince deşifre edilmiştir. Yine de bu olayın Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’nde Müdür Muavini olarak görev yaptığım bir sırada yaşanmış olması itibarıyle, bilinmeyen bazı konuların da kamu oyuna mal edilmesi gerektiğini düşündüm. Belki bu yazı dizimiz yayınlanırken, bizleri yurdı



51;ında “Korsan Devlet” olarak tanıtanlar yine ortaya çıkıp hakkımızda yasal işlem başlatması için Bassavcılığı göreve çağırabilirler. Ancak yayınlayacağımız bilgi ve belgelerin salt Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü arşivinde değil, Başsavcılık, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Başbakan Yardımcılığı, Cumhuriyet Meclisi, Cumhuriyetçi Türk Partisi ve hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi arşivlerinde de bulunduğunun bilinmesinde yarar görmekteyiz. Bilinmesinde yarar gördüğümüz diğer bir konu ise, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü’nde görev yaptığımız sıralarda bu bilgilerin gizli tutulması gerektiğinin ‘yazılı olarak’ bilgimize getirilmemiş olmasıdır. Şüphesiz ki yazılı olarak bilgimize getirilmiş olsaydı, Kamu Görevlileri Yasası’nın 42(2) maddesi gereğince bunları emekliye ayrıldıktan sonra da 10 yıl süreyle bir sır olarak saklamamız gerekecekti. Dolayısıyla her daima
rehber edindiğimiz yasaları çiğnememiş olmanın da huzuruyla “St. Barnabas silahlı baskın olayı"nı anlatmaya başlayalım.

ST BARNABAS İKON VE ARKEOLOJİ MÜZESİ
1974 askeri harekatından sonra Kıbrıs’ın kuzey yarısında kalan St. Barnabas Kilisesi ile çevresinin, tarihin her döneminde karanlık güçler ile ‘define avcıları’nın faaliyet gösterdikleri bir mekan olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. Rivayete göre Salamis doğumlu olan Aziz Barnabas, Hiristiyanlığı yaymak için M.S 45 yılında Kıbrıs’a gelir. Ancak Hiristiyanlığı benimsemeyen Yahudiler tarafından M.S 74 yılında öldürüldükten sonra cesedi bu bölgedeki bir bataklığa atılır. Bataklığa atılışını gören bazı talebeleri onu oradan alıp bir harup ağacının dibindeki şimdiki yere saklarlar, göğsüne de beraberinde taşıdığı St. Mathews incilinin bir kopyesini koyduktan sonra Karavostasi (yani Gemikonağı) Limanı’ndan bir gemiye binerek Mısır’a kaçarlar.
Yine de bu bölgede ceryan eden olaylar sadece bununla sınırlı değildir. 1542 yılında Kıbrıs’ı ziyaret eden İsveçli seyyah Jodicus de Megen, bu alanda altın, gümüş ve kıymetli taşlardan yapılmış süs eşyaları bulmak amacıyla mezarların kazılıp soyulduklarından söz etmiştir. 1569-1570 yılları arasında Salamis’i ziyaret eden Alman seyyahı Wolfgang Gebhard da buradaki kıymetli buluntular ile ilgilenir. Hatta bu alan Rus ve Amerika Konsolosu olan General Luigi Palma di Cesnola’nın yağmasından da kurtulamaz. Asırlar boyunca bu alandaki mezarlar yabancılar tarafından yağmalanırken, onları taklit eden çevre köylüler tarafından da kaçak olarak kazılararak yağmalandığı arkeoloji literatürüne de girmiştir.
Bu alanın 1974’den sonra da mezar soyguncularının nice marifetleri ile ölüm olaylarına sahne olduğu da bilinmektedir. 1974 yılında Kıbrıs’a gelen Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü sayın Raci Temizer’den, bu alanda açıkta çok ceset bulunduğunu dinlemiştim. Bu alanla ilgili olarak o dönemden sonra anlatılan en yaygın söylenti ise, 1974 savaşı sırasında çevre köylerden ganimet edilen ziynet eşyalarının St. Barnabas civarındaki mezarlara saklandığı doğrultusundaydı. Hatta kilisenin bazı kıymetli eşyalarının o sıralarda kilisede görevli bulunan Chariton, Stephanos ve Barnabas adlı üç kardeş papaz tarafından bu alandaki bir yerlere saklanmış olabileceği ihtimali üzerinde de duruluyordu.
Ancak ne acıdır ki deri hastalıklarına şifa veren bir ayazması bulunan St. Barnabas Kilisesi 1974 yılına kadar Hiristiyanların sıkca uğradıkları kutsal bir yer iken, 1974’den sonra Kıbrıs’ı yurtdışında fazlasıyla ünlendiren eski eser kaçakçılarının bir uğrak yeri haline gelmiştir. Bunun bir sonucu olarak da kilise, 20-21. Mayıs 1980 gününün gecesi failleri hala daha meçhul olan kişiler tarafından soyulmuştur. Soygun olayıyla ilgili olarak Ortam Gazetesi’nin 7 Ekim 1980 tarihli sayısında yayınlanan “Belgelerle Kıbrıs’ta Eski Eser Kaçakcılığı” yazısından kısa bir alıntı yapmakla yetinelim:
"Müze olarak ziyarete açık bulundurulan St. Barnabas kilisesi de soyguncuların elinden kurtulamaz. 20-21 Mayıs 1980 gününün gecesi kilisenin pencerelerini kıran hırsızlar kilisede bulunan 10979 Kıbrıs Lirası değerindeki 36 adet tarihi ikonu alıp sırra kadem basarlar. Birkaç gün sonra olay gazetelere yansır. Gerçekten soyguncular, köpekler ile gece bekçisiyle korunan kiliseye, yirmi metre yükseklikteki çatı penceresini kırarak mı girmişlerdi? Yoksa o gece kilisede gece bekçisi yok muydu? Olay bir sırra bürünür. Sadece soyguncuların ‘Değirmenlik’ köyünden geldikleri konusunda bilgiler edinilir. Ancak bu soyguncuların kimler olduğu aydınlatılamaz.
Kilise soygunundan kısa bir süre sonra Polis Komutanlarından Ali Beşir isimli bir subaya yapılan bir ihbar üzerine, çalınan ikonların 11 tanesi Değirmenlik köyündeki terkedilmiş bir evde ele geçirilir. Diğer 13 adedi Girne Kalesinden çalınan ikonlarla birlikte Almanya’ya kaçırılırken Ankara Esenboğa Hava Limanı’nda bulunur. Biri ise yurtdışındaki Tenekedis Vakfı tarafından satın alınıp Fransa’daki Reims Kilisesine hediye edildiği söylentileri yayılır. Ancak geriye kalan 11 adet ikon bulunamaz. Kiliseyi soyanların, kiliseden çaldıkları ikonları aralarında üçe bölüştürdükleri gelişen olaylarla anlaşılıyordu. Ancak her daima olduğu gibi bu olay dosyası da “Faili Meçhul” damgası yiyerek kapanır. Polis Örgütü ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, 1980’li yıllarda olaya ilişkin ne gibi bulgular saptamışlardı? Eğer sağlanan bilgiler kuvvetli ise niye konunun üzerine gidilip suçlular adalete teslim edilmemişti? Bu sorulara yanıt aranmasıyle St. Barnabas Kilise soygunu faillerinin belirlemesi mümkündür inancındayız. Bu arada polis örgütünün St. Barnabas Kilisesiyle ilgili olduğu sanılan Minareliköy sakinlerinden M...... G...... isimli bir kişinin ileri tahkikat için tutuklandığı ve Değirmenlik sakinlerinden bir kişinin de ifadesinin alındığı öğrenilmiştir”

(Sürecek)

Resim 1 St. Barnabas Manastırı
(The Cultural Heritage of Northern Cyprus kitabından)

Resim 2 : St. Barnabas Mezar Kilisesi
(The Cultural Heritage of Nortern Cyprus kitabından)

Kutlu Adalı Cinayetiyle ilişkili olduğu iddia edilen bir olay....
BELGELERLE ST. BARNABAS SİLAHLI GECE BASKINI... (2)
Dünkü yazımızda, St. Barnabas Kilisesi’nin eski eser kaçakcıları tarafından soyulduğu 20-21 Mayıs 1980 tarihine kadarki geçmişini ana hatlarıyla da olsa ele alıp irdelemiştik. Bugün de ondan sonrasını irdelemeye çalışalım.
Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü’ne bağlı olan Gazimağusa Bölge Şube Amirliği 1983 yılı itibarıyle surlar içinde olduğundan, şube amirliğine intikal eden eski eserler üç ayrı yerde depolanmaktaydı. Bu depolardan biri Maraş’da, diğeri St. Barnabas Manastırında ve sonuncusu ise Namık Kemal Zindanı dibindeydi. Ancak Namık Kemal Zindanı dibindeki eski eser deposunun 1983 yılında hükümette bulunan (ve şimdilerde partizanlıktan acı acı yakınan) İsmet Kotak’ın başkanlığını yaptığı Demokrat Halk Partisi’nin bir ferdine dükkan olarak kiralanması kararı alınması üzerine, depoda bulunan eski eserler yeterince koruması olmayan St. Barnabas Kilise deposuna taşınmıştı. Yine 1986 yılında Karpaz bölgesi kilselerinde bulunan ikonların da St. Barnabas Kilise deposuna taşınmasıyla, depo ağzına kadar eski eserlerle dolup taşmıştı. Ancak depolarda bulunan eski eserlerin sergilenmesi gereği üzerinde durulunca, 1991 yılında önce Yeni İskele’deki İkon Müzesi, 29.5.1992 tarihinde de St. Barnabas İkon ve Arkeoloji Müzesi hizmete sokul
ew Roman">du. 31.12.1995 tarihi itibarıyla St. Barnabas Müzesi’nde 7075 ‘i arkeolojik, 4481’ i etnoğrafik olmak üzere toplam 11556 adet eski eserin bulunduğunu belirtirsek, sanırım bu müzenin önemi kendiliğinden anlaşılmış olacaktır. Bu nedenle müzenin güvenliğinin sağlanması için Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı iki adet telsiz devreye sokulurken, gece bekçilerine de Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı tarafından iki adet silah tahsis edilmişti.
Bu bilgileri verdikten sonra şimdi de Kıbrıs’ta arkeolojik kazı yapma yetkisinin yasal olarak hangi makama ait olduğunu ortaya koymaya çalışalım. Arkeolojik kazı yapılmasıyla ilgili olarak 60/94 sayılı Eski Eserler Yasası’nın 29(1) maddesi şöyledir : “Bu Yasa kurallarına bağlı taşınır ve taşınmaz eski eserleri bulmak, belirlemek veya açığa çıkartmak üzere her türlü araştırma, sondaj ve kazı yapma (Eski Eserler ve Müzeler Dairesi) Müdürlüğü’nün iznine bağlıdır. Nerede olursa olsun, Müdürlüğün ve/veya Bakanlığın izni olmaksızın taşınır veya taşınmaz eski eser bulmak, belirlemek veya açığa çıkarmak amacı ile araştırma, sondaj ve kazı yapmak ve/veya yapılmasını teşvik etmek yasaktır. Buna aykırı hareket edenler suç işlemiş sayılırlar.” Bu suçu işleyenlerin ayni yasanın 51(1)(A) maddesi uyarınca, on yıla kadar hapis cezası veya dört yüz milyon Türk Lirasına kadar para cezası veya her iki cezaya birden çarptırılmaları öngörmektedir..
KKTC sınırları içerisinde Define aramakla ilgili olarak 60/1994 sayılı Eski Eserler Yasası’nın 39(1)’inci maddesi ise şöyledir : “Bu yasa kapsamındaki arkeolojik eski eser alanları dışında kalan alanlarda define aramak isteyenlere Müdürlük tarafından define arama izni verilebilir. Ancak Müdürlüğün yazılı izni olmaksızın define aramak ve bu amaçlarla araştırma, sondaj ve kazı yapmak yasaktır. Buna aykırı hareket edenler suç işlemiş sayılırlar” Bu suçu işleyenlere de yukarda sözü edilen 51(1)(A) maddesindeki cezaların uygulanması öngörülmektedir. Definenin tanımı da Eski Eserler Yasası’nda şöyledir : “Özel olarak saklanmış veya gizlenmiş antik değeri olan veya olmayan çok miktardaki kıymetli eşya, evrak, para ve benzerlerini anlatır”
Bir de şu vardır. Bu ülke, Cumhuriyet Meclisinde yapılıp yürürlüğe konan yasalarla yönetilmektedir. Eğer bu ülkede Cumhuriyet Meclisi’nin yaptığı yasalara uyulmayacaksa, gerek var mı böyle bir kuruma? Ha eğer amaç “dostlar alış-verişte görsün” ise o başka...

BASKIN GECESİ
St. Barnabas baskının gerçekleştiği gecenin gündüzünde (yani 14.3.1996 tarihinde) dairede normal bir mesai yaptıktan sonra evime gitmiştim. Aslında Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığına bağlı Emniyet Müdürlüğü’ndeki Adli Şube veya Harekat ve Narkotik Şube ekiblerinin gerçekleştirecekleri eski eser operasyonlarını Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’ne, Lefkoşa’da gerçekleştirilecek olanları da şahsıma bildirmeleri bir kural haline gelmişti. Aldığımız bu tür bilgileri operasyon sonrasına, hatta gerekli hallerde sonuna kadar saklı tutmamız gerektiğini biliyorduk. Bu nedenle adanın değişik bölgelerine düzenlenen çeşitli operasyonlara katıldığımı ve görevli polis memurlarına gerek operasyonlar öncesinde, gerekse operasyonlar sonrasında çok büyük yararlar sağladığımı düşünüyorum. Hatta katıldığım operasyonların tamamının başarıyla sonuçlandığını bile rahatlıkla iddia edebilirim. Ancak ne acıdır ki Sivil Savunma Teşkilatı, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’nin birinci derecede sorumlu olduğu St. Barnabas Müzesi’ne silahlı
baskın düzenleyeceğini bilgimize getirmeden, (yani habersiz ve gizli olarak) böyle bir operasyonu gerçekleştirmiştir. Hatta orada, izinsiz yapılması yasalarla suç sayılan arkeolojik kazı bile gerçekleştirmiştir. Eğer bu ülkede Cumhuriyet Meclisi’nin yaptığı yasalara uyulmuyorsa ve yasaları çiğneyenler de baştacı yapılıyorsa, 50 milletvekilinin geceli gündüzlü çalışarak Cumhuriyet Meclisinde yasa yapmaları abesle iştigal etmek anlamına geldiği gibi, (Eski Eserler Dairesi’ndeki usulsüz ve yasal olmayan icraatlar karşısında Sayıştay başkanı sayın Soner Vehbi’nin de söylediği gibi) Hukuk Devleti kavramına da ters düşmektedir.
Ve şimdi de gelelim o geceye. O gece St. Barnabas Müzesinde bekçilik görevini Mustafa Alikor, Yaşar Acu ve devriye görevini Şinasi Konur yapmakta idi. Olaydan bir gün sonra gece bekçilerimizden Mustafa Alikor ile Yaşar Acu’nun Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’ne ayrı ayrı gönderdikleri 15.3.1996 tarihli rapor şöyledir:

“Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Magusa Şubesi Müdürlüğüne.
14/3/96 Perşembe 16.00-08.00 gecesi nöbetinde 19.00 sularında st. Barnabas Müzesine 1 manga asker ve bir Albay soy ismi Koparır söyledi. Bize “sizinle bir ilgisi yoktur siz kendi görevinizi yapınız biz burada ufak çaplı bir tatbikat yapacağız” dedi ve bizim içeri girmemizi söyledi ve bizim yanımıza iki silahlı asker bıraktı. Biz içeri girdikten sonra bir sivil araba Reno 12 Toros CV 765 pilakalı bir araba geldi. İçinden 4 kişi indi. Küçük kiliseye doğru gittiler. Bundan sonra 3 adet sivil araba daha geldi. 23.00’de ayrıldılar. Askerler ayrıldıktan sonra devriyecimize haber verdik ve devriyeciyle beraber küçük kiliseyi kontrol ettik, bir aksi durum görmedik. Sabahtan tekrar kontrol ettik iki adet taşın çıkarılıp dışarı atılı olduğunu gördük. Ayrıca 4 araba toprak atılı gördük. Sabah daire Müdürüne bildirdik.
Mustafa Alikor (Yaşar Acu)"

St. Barnabas’ta gece bekçilerini devriye etmekle görevli olan Şinasi Konur’un 15.3.1996 tarihli raporu ise şöyle:
"Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Mağusa Şube Amirliği;
14/3/96 tarihinde takriben saat 23’de kontrol görevi yaptığım Alasya Harabelesinden St. Barnabas’taki bekçileri tarafından telsizle aranıp Barnabas’a gelmemi istediler. Barnabas’a gelmek üzere Alasya Harabelesinden ayrıldığımda Tuzla-Lefkoşa yol kavşağında siyahi Reno 21 askeri plakalı bir araç ve hemen arkasında yeşil renkli Fort Transist marka iki araç ile karşılaştım. Yoluma devam ederek Manastıra gittim. Orada bana bekçi arkadaşların verdiği bilgiye göre saat 19.00’dan sonra bir Albay ile birlikte 12 asker gelip bölgede araştırma yaptıklarını ve daha sonra ayrıldıklarını söylediler. Ben bekçi arkadaşlarım ile birlikte manastırın içinde ve dışında yaptığımız kontrolde herhangi bir endişe edecek durum olmadığını görmedik. Herhalde bir askeri tatbikat olabilir diyerek durumu bölge Amirine ve polise bildirmedik.
Şinasi Konur"

(Sürecek)

Resim
Resim 1 : St. Barnabas’ın Mezarı
Resim 2 : Bekçilerin Raporları

 
Kutlu Adalı Cinayetiyle ilişkili olduğu iddia edilen bir olay....
BELGELERLE ST. BARNABAS SİLAHLI GECE BASKINI... (3)
Dünkü yazımızda St. Barnabas baskını sırasında müzede gece bekcisi görevi yapan Mustafa Alikor, Yaşar Acu ve devriye görevi yapan Şinasi Konur’un baskın olayıyla ilgili olarak Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’ne gönderdikleri raporları bilginize getirmiştik. Kaldığımız yerden devam edelim. Bu raporları alan Gazimağusa Bölge Şube Amiri(v) arkeolog Nusret Mahirel, bunları 15.3.1996 tarihli yazıyla Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü’ne iletir. Yazı şöyledir:

“Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü,
Lefkoşa.
14.3.1996 akşamı saat 19.00 civarında soyadının KOPARIR olduğunu nöbetçi bekçilerimize söyleyen albay ünüformalı bir kişi ve beraberindeki iki çavuş ve on askeri ile St. Barnabas İkon ve Arkeoloji Müzesine gelmiş ve nöbetçilere kendilerini ilgilendiren bir durum olmadığını, ufak çaplı bir tatbikat yapacaklarını söyleyerek içeri girmelerini söyledi.
Bekçiler içeri girdikten sonra yanlarına bir inzibat bırakıp müze kapısına da bir inzibat dikildi. Bu araba Beyaz renkli Toros marka, plakası CV 765 olan bir araç daha gelerek Müze önündeki okaliptüs ağaçları altında durdu. Araçtan 4 sivil şahış çıktı. Bir müddet sonra yine Müze önündeki okaliptüs ağaçları altına 3 aracın daha geldiğini fakat plakalarını ve içinden çıkanları tam olarak teşhis edemediklerini bekçilerden öğrendim.
Gelen şahıslar St. Barnabas’ın mezarına doğru gittiler ve saat 23.00 civarına kadar orada birşeyler yaptılar. Mezardaki olay devam ederken Albay ünvanlı kişi sık sık bekçilerin bulunduğu yere gelip gitmiş ve bekçilerle sohbet etmiştir. Bekçiler saat 21.00’de polisi mutad olarak aramaları gerektiği yönünde izin isteyip polise telefon açmışlar ancak polise herhangi bir bilgi vermemişlerdir.
Saat 23.00 sularında askerlerin ayrılması üzerine telsizle bekçi kontrol görevlisi Şinasi Konur’u arayıp müzeye gelmesi yönünde bilgi vermişlerdir. Şinasi Konur’un müzeye gelmesinden sonra durum kendisine anlatılmış ve mezar kontrol edilmiştir.
Mezarda yapılan kontrol ve müzede yapılan kontrolde herhangi bir olağanüstü durum görmedikleri için polis veya Şube Amirliğini haberdar etmek gerekmediği kanaatine varmışlardır.
Sabahleyin olayın bana intikal etmesi üzerine mezarda yaptığımız incelemede bir miktar toprak ve iki adet taşın mezar dışına dökülmüş olduğunu gördük. Toprak ve taşlar mezarın kuzey doğu tarafındaki giriş kapısından alındığını tesbit ettik. Olayı daire Müdürlüğü ve Mağusa Emniyet Müdürlüğüne aktardım. Mağusa Emniyet Müdürü yerinde yapmış olduğu incelemede ve Güvenlik Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı ile yapmış olduğu görüşmeden sonra sözlü olarak bize büyütülecek bir olay olmadığını ve soruşturmayı daha ileri götürmememizi telkin etmiştir.
Konuyu bilgilerinize saygı ile arz ederim.
Nusret Mahirel
Bölge Şube Amiri (v)”

Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü olarak bu yazılar aldıktan sonra araç kayıt dairesi nezdinde yaptığımız bilgi talebi sonucunda, operasyona katılan CV 765 plaka numaralı aracın Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı’na kayıtlı olduğu öğrenilir. Bu arada konuya ilişkin olarak önce Mağusa Emniyet Müdürü, sonra da Güvenlik Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı ile de telefoniyen görüşülür. Sağlanan bu bilgilerden sonra, yazışmaların tarafımdan yapılmasının daha sağlıklı olacağı görüşüne varılır. Bu nedenle de elimize ulaşan yukardaki bilgiler Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü’nün 15.Mart.1996 tarih ve EEM. 28/96-3 sayılı yazısıyla zamanın Eğitim ve Kültür Bakanı Ahmet Derya’ya iletilir. “Kişiye Özel – Gizli” rumuyla daktiloya aldığım ve zamanın müdürüne imzalattığım yazı şöyledir.

"Sn. Ahmet Derya
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı
Lefkoşa.
Gazimağusa Bölge Şube Amirliğinden alınan ve ekte sunulan, gerek gece bekçilerinin, gerekse Şube Amirinin kendi kendine izahlı raporlarından da anlaşılacağı üzere, dairemiz tarafından tasvibi mümkün olmayan ve nahoş olaylara sebebiyet verebilecek nitelikte bir olay gelişmiştir.
Bölge Şube Amiri sn. Nusret Mahirel tarafından bugün saat 09.00’da bilgime getirilen olayla ilgili olarak Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı ile telefoniyen yaptığım ilk temasta olaydan haberdar olmadığı, ancak araştırma yapıp bilgi vereceği ifade edilmiştir. Daha sonra, telefoniyen arayan Kurmay Başkanı konunun büyütülecek bir yanı olmadığını, konu hakkında kesin bilgisi olmamasına rağmen konunun Kolordu Komutanlığı bilgisinde olabileceğini söylemiştir.
Gazimağusa Emniyet Müdürü ile de yaptığım telefon görüşmesinde, konu hakkında ileri bir soruşturmaya gitmeyecekleri, bizlerin de daha fazla bir işleme gitmememiz hususunda tavsiyeleri olmuştur.
Konunun neden ne nasıl geliştiği hususunda şu ana kadar tatmin edici bir bilgimiz olmamasına rağmen, dairemiz açısından aşağıdaki tedirginliklerimizi belirtmek durumundayız:

St. Barnabas Müzesi’ndeki bekçilerimiz, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgi ve izni dahilinde silâhlı olup, bu olayda silâh kullanma teşebbüsünde bulunabilirlerdi.
Olay, deşifre edilmemesi ve gizli tutulması gereken bir operasyon ise; yapılanın bunun tam aksini gündeme getirebilecek nitelikte olduğu kanaatindeyim.
Bu olayı yaşmış ve aydınlatılmamış bir gece bekçisinin, ayni olayın ayni kıyafet ve sahnelerle kötü niyetli kişilerce tekrarlanması halinde göstereceği reaksiyon pasif olacağı için müzelerimizdeki eski eserlerin korunması tehlikeye girecektir.

Konu hakkında aydınlatılıp gerekli tedbirleri almamız için bilgi ve direktiflerinize saygılarımla arz ederim."

(Sürecek)

Resim
Resim 1 Magusa Bölge Şube Amiri’nin raporu
Resim 1 Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’nin raporu

 
Kutlu Adalı Cinayetiyle ilişkili olduğu iddia edilen bir olay....
BELGELERLE ST. BARNABAS SİLAHLI GECE BASKINI... (4)

Dünkü yazımızda St. Barnabas silahlı baskının ertesi günü Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü’nün zamanın Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Ahmet Derya’ya gönderdiği yazıyı yayınlamıştık. Konuya devam edelim.
Bu yazışmalar sonrasında St. Barnabas İkon ve Arkeoloji Müzesi’nden herhangi bir ikon veya arkeolojik eski eserin kayıp olup olmadığının belirlenmesi için faaliyete geçilir. Böylece Mağusa Şube Amiri Arkeolog Nusret Mahirel ile Müze Arkeologlarından Enver Gürsoy ve Hasan Tekel tarafından yapılan sayım döküm sonuçları Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü’ne 8.3.1996 tarih ve EEM. 17/96- sayılı yazı ile iletilir. Yazı şöyledir :

“Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü
Lefkoşa.
14.3.1996 tarihinde meydan gelen olaydan sonra müzede yaptığımız envanter sayımında eksik herhangi bir esere rastlanmadığı saptanmıştır.
St. Barnabas mezarında toprak alınan yerde kazısı yapılıp yayınlanmış ve Literatüre geçmiş bir yer olduğu için arkeolojik her hangi bir buluntunun olmayacağı ve soruşturma gerekirse olay yerinin değiştirilmemesi düşünülerek herhangi bir işlem yapılmamıştır.
Konuyu bilgilerinize saygı ile arz ederiz.”

Yukardaki yazı ve bulgular da Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü’nün 18.Mart.1996 tarih ve EEM. 28/96-4 sayılı yazısıyla zamanın Eğitim ve Kültür Bakanı Ahmet Derya’ya şu şekilde bildiriliyordu.
"Sayın Ahmet Derya,
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı
Lefkoşa.

İlgi 15 Mart 1996 tarih ve EEM. 28/96-3 sayılı yazımız ve ekleri.

Gazimağusa Bölge Şube Amirliğimden aldığım 18.3.1996 tarihli rapora göre St. Barnabas Müzesi’nin Arkeolojik ve İkon seksiyonlarında yapılan kontrol neticesinde sergilenen eski eserlerden herhangi birinin eksik olmadığı, sergilenen tüm eski eserlerin yerinde olduğu ve envanter defteri kayıtları ile tüm mevcutların mutabakat sağladığı tesbit edilmiştir.
Ancak, müze binasının doğusunda yer alan St. Barnabas mezarının bulunduğu küçük kilise altındaki mezar odasının kuzeydoğusundaki orijinal giriş kısmında (Dromos’da) kazı yapıldığı ve bir kısım toprak ile iki taşın dış avluya taşınıp bırakıldığı ilgi yazı ve ekindeki raporlarda belirtildiği gibi yeniden teyit edilmiştir.
Bilgilerinize saygılarımla arz ederim.”

Ayni gün konunun üzerine hassasiyetle iğildiği izlenimi edindiğimiz zamanın Mülli Eğitim ve Kültür Bakanı Ahmet Derya, konuyu 18.Mart 1996 tarih ve E. 110/96/2 sayılı yazısıyla Hukuk Dairesi’ne şu şekilde bildirmiştir:
“Hukuk Dairesi (Başsavcılık)
Lefkoşa.
Ekte sunulan ve kendi kendine izahlı, gerek Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’nin, gerekse Gazimağusa Bölge Şube Amirliği’nden gelen raporlar incelendiği zaman, St. Barnabas Müzesi sahasında vukubulan olayın, gerek 60/1994 sayılı Eski Eserler Yasası kapsamında, gerekse diğer yönleri ile suç teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
Konu ile ilgili yasal prosedürün çalıştırılması ve konunun her yönü ile araştırmasının başlatılıp yasal gereklerinin yerine getirilmesi hususunda gereği için tavassutlarınızı sayı ile rica ederim.”
Ancak garip olan nedir bilir misiniz? Yasalara aykırı olarak gerçekleştirilen bu olay karşısında zamanın başbakanı Hakkı Atun’un kamuoyuna yaptığı açıklamadır. Bu açıklama 20 Mart 1996 tarihli Kıbrıs Gazetesi’nde “St. Barnabas olayı güvenlik operasyonu” başlığı altında şu şekilde verilmiştir :
"St. Barnabas olayının bir güvenlik operasyonu olduğu açıklandı. Başbakanlık’tan konuyla ilgili olarak dün yapılan açıklama şöyle : “St. Barnabas Manastırı’nda meydana gelen olayla ilgili olarak gerekli araştırma ve inceleme yapılmış ve olayın güvenlik güçlerimizin aldığı ciddi bir ihbar üzerine gerçekleştirilen bir operasyon olduğu belirlenmiştir. Ortaya çıkan gerçek duruma göre, ikon ve arkeoloji müzesinde herhangi bir hasar ve kayıp olmadığı gibi, alınan ihbarın doğruluğunun saptanmasına yönelik araştırma dışında herhangi bir eylem de sözkonusu değildir"

BASKIN OLAYININ KAMUOYUNDAKİ YANKILARI
St. Barnabas silahlı baskın olayı kamuoyunun bilgisine 17 Mart 1996 tarihli Hürriyet Gazetesi Manşetinden "Mafya, KKTC’de aziz Mezarı Soydu” şeklinde getirilmiştir. Ancak daha sonra baskının Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı tarafından gerçekleştirildiğinin öğrenilmesi üzerine bu olay çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından protesto edilirken, Toplumcu Kurtuluş Partisi, Kültür Sanat Derneği ve Yeşil Barış Harekâtı tarafından da protesto edilmiştir. Konuyla ilgili olarak Kıbrıs Gazetesi’nin 19 Mart 1996 tarihli sayısında şu haber yayınlanmıştır.
“TKP Genel Başkanı Mustafa Akıncı dün yaptığı açıklamada, St. Brnabas Manastırı’na yapılan silahlı baskınla ilgili ‘sis perdesi’nin kaldırılması gerektiğini vurgulayarak devlet ve hükümet yetkililerini konuyla ilgili açıklama yapmaya çağırdı. Silahlı baskınla ilgili olarak ‘fazla kurcalamayın, altından çapanoğlu çıkar’ şeklinde söylentiler dolaştığını belirten Akıncı, baskını yapanlarla ‘kurcalamayın’ diyenlerin açıklanması için yetkilileri göreve çağırdı.
Kıbrıs kültür mirasında önemli bir yere sahip St. Barnabas’a yapılan baskınla Kıbrıs Türkü’nün bir kez daha dünyaya rezil edildiğini belirten Akıncı, “Kimsenin toplumu bu şekilde aşağılayacak davranışlara girme hakkı yok. Devlet yetkilerinin de susma özgürlüğü yok” diye konuştu.
Kıbrıs Sanat Derneği, St. Barnabas İkon Müzesi’nde olup bitenleri en doğru bir şekilde halkın bilmesi gerektiğini vurguladı. KSD, dün yayınladığı basın bildirisinde, silahlı eylem sonucunda olup bitenlerin ve suçluların bir an önce adalete teslim edilmesini beklediklerini vurguladı. Alınan önlemlerin yetersizliğinin de bu olayla gün ışığı gibi ortada olduğuna değinen dernek, “kültürel mirasa yapılan bu tecavüzün yarın başka tecavüzlere zemin olmayacağını kim garanti verebilir? Yetkilileri, durumun önemini kavrayıp gerekli tedbirleri almaları için uyarıyoruz” dedi. KSD Başkanı Niyazi Hürbaş’ın imzasını taşıyan bildiride, bir ülkenin dünyada saygın bir yer edinebilmesinin koşullarından birinin de kültürel mirasa sahip çıkmak olduğunu bildirdi.
Yeşil Barış Hareketi (YBH), St. Barnabas İkon Müzesi’ne girişilen saldırıyı nefretle kınadıklarını bildirdi. YBH dün, Genel Sekreter Asuman Kuyucu imzasını taşıyan basın bildirisinde, suçluların en yakın bir zamanda gereken cezayı çekmek için yakalanmalarını ümit ettiklerini açıkladı. Bildiride, yapılan saldırının basit olmadığını vurgulayarak, bunun yaşadığımız toprakların çocuklarına ait hakları çalmak olarak değerlendirdi. Girişilen saldırıyı, ülkeye sürülmüş “kara bir leke” olarak niteleyen YBH bildirisine söyle devam etti : “Ayni olayın tekrarını istemiyoruz. Suçluların eli kolu serbest, toplum içinde gezmesini, bu ülkenin hiçbir unsuruna kötülük gelmesini istemiyoruz. Bugün, toprağa, kültüre, tarihe zarar verenler, yarın insanlara zarar verebilirler. Gelecek zarar ancak çok sıkı ve katı önlemler dizisi ile önlenebilir”
(Sürecek)

Resim :
Resim 1 Basında St. Barnabas Silahlı Gece Baskını olayı

Kutlu Adalı Cinayetiyle ilişkili olduğu iddia edilen bir olay....
BELGELERLE ST. BARNABAS SİLAHLI GECE BASKINI ... (5)

ST.BARNABAS BASKINI GECESİ DURUM
St. Barnabas Manastırı’na gerçekleştirilen silahlı baskın gecesinde yakın çevredeki duruma ilişkin bilgiler, o günlerde Mağusa Emniyet Müdürlüğü’nde subay olarak görev yapan ve 1989 yılında tozlu raflardan indirilen dosyalardaki gecikmiş eski eser operasyonlarını birlikte yürütmüş olmamız itibarıyle dürüstlüğünü her daima takdir ettiğim Tema Irgad’ın yayınlarından öğrenilmektedir. Tema Irkad, Yenidüzen Gazetesi’nin 6 Temmuz 2002 tarihli sayısında yayımlanan “O akşamdan sonra, başka bir akşamda” başlıklı yazısında konuyla ilgili olarak şu bilgileri vermiştir:
“ Bahse konu gece ben ve beraberimdeki polis ekibi aynı bölgede başka bir operasyon için hazır bekliyorduk. Bir ara St. Barnabas’ın gece bekçilerinin telsizle birbirlerine çağrı yaptıklarını da işittik. Basit bir kontrol çağrısı olduğundan üzerinde de durmadık. Ancak sonradan gece bekçileri ile konuşurken operasyonun tam o esnada gerçekleştiğini öğrendim. Esasında işin dehşet verici başka bir yanı da bu andır işte. St. Barnabas Kilisesinin 700 metre uzağında silahlı ve tam teçhizatlı bir şekilde bekleyen bir polis ekibini düşünün. Eğer o esnada gece bekçilerinden biri SOS verme olanağı bulsa olacakların önüne kim geçebilecekti? İşin aslı anlaşılıncaya kadar (aslında sırf anlaşılmasın diye olmalıdır) kim bilir kaçımız ölecek veya karşıdan kimleri öldürecektik.”
Tema Irkad bu endişeleri taşırken, benim endişelerim ise onunkilerden farksızdı. Ya o gece St. Barnabas’ta silahlı olan gece bekçilerimiz gelenlere ateş etmeye başlamış olsalardı? Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı olan Emniyet Müdürlüğü ile Sivil Savunma Teşkilatı’nın ayni bölgede birbirlerinden habersiz ayrı ayrı operasyonlar düzenlemeleri, ara yerde bir koordinasyonsuzluğa işaret ettiği gibi, iki operasyondan birinin Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisi dışında gerçekleştirildinin düşünülmesine de neden olmuştur.
Tema Irkad, 6.Temmuz 2002 tarihli Yenidüzen gazetesinde yayınladığı yazısında, olay gecesi St. Barnabas’da görevli gece bekçilerin kendisine söylediklerine dayanarak, askerlerin mezarda yaptıkları kazıdan sonra oradan çıkardıkları bir sandığı kamyona yüklendiklerini açıklamıştır. Aslında bu bilgi bana pek o kadar da yabancı değildir. Ancak bu bilginin ötesinde, sanırım 1997 yılında kazı yapılan yerin toprağı içerisinde ele geçirdiğim bir bulgu, burasının ne amaçla kazıldığına ilişkin olarak bana bazı ipuçları vermişti. Ancak bu konu o dönemde hem üst düzeyde kapatıldığından, hem de Eski Eserler Dairesi Müdürü tarafından hükmü garaguş bir kararla görevimden pasifize edildiğimden, saptadığım bulguları aktaracak herhangi bir makam bulamamıştım. Yine de nasib şimdiyeymiş diyelim. Bir gün St. Barnabas Müzesi’ne gitmiş ve bu vesileyle gece baskınında kazılan yeri ilk kez inceleme olanağı bulmuştum. Gerçi bu amaçla hazırlanan raporda mezarın kuzeydoğudaki giriş kapısının bilimsel kazısının çok önce gerçekleştirildiği belirtilmiş olmasına karşın, iki kapak taşının kaldırıldığı kısmın gerisindeki dromos (mezar yolunun) içindeki dolgu toprağının daha önce hiç kazılmadığı, toprak içindeki çanak-çömlek kırık
larından anlaşılıyordu. Askerler tarafından kazılıp çıkartıldıktan sonra binanın dışına taşınan mezarın iki kapak taşının durduğu orjinal yer ile bunların gerisindeki dromosun orjinal dolgu toprağı arasında kalan kısıma dökülmüş toprağı eşelediğim bir sırada, orda altın renginde birkaç parça sim bulmuştum. Onların bazılarını Mağusa Bölge Şube Amiri Nusret Mahirel’e vererek bunların altın olup olmadığını öğrenmesini istedim. Ancak o da bunların sim olduğunu bilgime getirdi. Bilindiği gibi sim işleri yakın geçmişimizde nakışlarda kullanılan bir malzemedir. Yemenilerde, düğün elbiseleri ile gelin başlıklarında, mendillede, çantalarda ve değişik yerlerde kullanılmaktaydı. Dolayısıyle askerler tarafından kazılıp kaldırılan iki taş ile dromos’un dolgu toprağı arasına, yakın geçmişimizde, sim işlemeli bir kumaşın saklandığı ve büyük bir olasılıkla bu şeyin o gece yapılan kazıyla oradan aldındığı, alınırken de simlerin bazılarının kopmak suretiyle toprağa karıştığı izlenimi edinilmiştir. Eğer antik dönemlerde sim malzemesi kullanılmış olsaydı (ki o dönemde sim bilinmemekteydi) böylesi bir yorumun bilimsel doğrulara ters düşeceğini de belirtelim.
Eski Eserler Dairesi’in, hatta Mağusa Emniyet Müdürlüğü ile Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı’nın bilgisi dışında gerçekleştirildiği yazılı belgelere de yansıyan bu olay, şimdi bile açıklık kazanmış değildir. Başbakan’ın ifadesiyle güvenlik güçlerinin aldığı ciddi ihbarın ne olduğu veya alınan ihbarın doğruluğunun saptanıp saptanmadığı da bu güne kadar, değil kamuoyuna, Kuzey Kıbrıs’taki tüm eski eserlerden sorumlu olan Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğü’ne bile açıklanmış değildir. Bu şartlar altında silahlı operasyonun düzenlenmesi emrini veren kişi veya kişilerin burada bulunan defineyi aralarında paylaştıkları söylentisi hala daha devam ediyorsa, bunun sorumluları söyleyenler değil, söyletenlerdir. Şeffaflığın her daima yararlı olduğuna inananlardanım. Örneğin Eski Eserler Dairesi Müdürlüğü’nde görev yaptığım bir sırada (Türkiye’den gelen ve 1974 askeri harekâtına katılan bir kişi tarafından) 1974 harekatında Çamlıbel girişindeki bir incir ağacının altına üç bavul dolusu para ve ziynet eşyası gömüldüğü ihbarı yapmıştı. Bu nedenle şeffaflığın bir gereği
olarak orasını başta Maliye Bakanlığı olmak üzere diğer ilgililerin de bilgisi dahilinde ekibimle birlikte kazdım. Ancak orada bazı boşlukların dışında hiçbir şey bulamadık. Daha sonra bazı askerlerden edindiğimiz bilgi, orasının bizden çok önce açılıp içindeki bavulların alındığı doğrultusundaydı!

BASKIN OLAYI MECLİS GÜNDEMİNDE
St. Barnabas’a yapılan silahlı baskın olayı Cumhuriyet Meclisinin 5 Nisan 1996 tarihli 52 birleşimi ile 9 Nisan 1996 tarihli 53’üncü bileşiminde ele alınmış ve alınan kararlar 11 Nisan 1996 tarihli Resmi Gazetesinin Ek. IV’ünde yayınlanmıştır. Yayınlanan kararlar şöyledir :

" CUMHURİYET MECLİSİ KARARI
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı, Cumhuriyet Meclisinin 5 Nisan 1996 tarihli Elliikinci birleşiminde oybirliği ile almış olduğu, St. Barnabas Manastırına Yapılan Silahlı Baskın Hakkında Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Kararı (Karar No: 50/3/1996) ile:
9 Nisan 1996 tarihli Elliüçüncü Birleşiminde oybirliği ile almış olduğu, 50/3/1996 Sayılı Kararla Açılmasına Karar Verilen Meclis Araştırmasını Yürütmek Üzere Bir Meclis Araştırma Komitesi Kurulmasına İlişkin Kararını (Karar No:51/3/1996):
Anayasanın 95’inci maddesinin (1)’inci ve (3)’üncü fıkraları ile Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğünün 187’nci maddesi gereğince Resmi Gazete’de yayımlamak suretiyle ilân eder.”

“5 Nisan 1996 tarih ve Cumhuriyet Meclisi’nin 52’inci birleşimi
KARAR NUMARASI: 50/3/1996
Cumhuriyet Meclisi, St. Barnabas Manastırına Yapılan Silahlı Baskın Hakkında Meclis Araştırması Açılmasına karar verir.”

“9 Nisan 1996 tarih ve Cumhuriyet Meclisi’nin 53’üncü birleşimi.
KARAR NUMARASI : 51/3/1996
50/3/1996 SAYILI KARARLA AÇILMASINA KARAR VERİLEN MECLİS ARAŞTIRMASINI YÜRÜTMEK ÜZERE BİR MECLİS ARAŞTIRMA KOMİTESİ KURULMASINA İLİŞKİN KARAR
Cumhuriyet Meclisi, St. Barnabas Manastırına Yapılan Silahlı Baskın Hakkında Meclis Araştırmasını, Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğünün 120’ici maddesi kuralları çerçevesinde yürütmek üzere, yedi üyeden oluşan bir Meclis Araştırma Komitesinin kurulmasına ve bu Komitenin aşağıda öngörüldüğü biçimde oluşturulmasına karar verir:
Demorat Parti Gurubunu Temsilen (2) Üye: Serdar Denktaş, Kenan Akın; Ulusal Birlik Partisi Grubunu Temsilen (2) Üye: Tansel Doratlı, Eşber Serakıncı; Cumhuriyetçi Türk Partisi Grubunu Temsilen (2) Üye: Salih Usar, Sonay Adem ; Toplumcu Kurtuluş Partisi Grubunu Temsilen (1) Üye: Mehmet E. KARAGİL.
Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğünün 120’inci maddesine göre Komitenin görev süresi iki aydır.
Araştırma Komitesinin yetkileri ise şunlardır: Araştırma komitesi, bakanlıklar ile genel ve katma bütçeli daire, kurum ve kuruluşlardan, yerel yönetimler ile mülki yönetim birimlerinden; Anayasa ve yasa uyarınca oluşturulmuş özel ve özerk kuruluşlardan, kamu tüzel kişilerinden; kamu iktisadi teşebbüslerinden, kamu kurum niteliğindeki meslek kuruluşlarından kamu ile ilgili dernek, kurum ve kuruluşlardan ve gerçek ve tüzel kişilerden bilgi istemek ve bunlarda inceleme yapmak, ayrıca araştırma ile ilgili her türlü belgeyi görmek, bilgiyi almak, tanıklıklarına gereksinme duyduğu kişileri, tanıklık yapmak üzere çağırmak ve onları sorguya çekmek yetkisine sahiptir.
Araştırma Komitesi ayrıca gerekli gördüğünde uygun bulacağı uzmanların görüş ve bilgilerine başvurabilir.”
Oluşturulan komite, sayın Özker Özgür’ün başkanlığında faaliyete geçer. 4 Haziran 1996 tarihli toplantısını da olay mahallinde gerçekleştirir. Toplantılar sonucunda komitenin hazırladığı raporu Cumhuriyet Meclisine sunmasına karşın genel seçimlerle birlikte diğer raporlar gibi o da kadük olur. Ancak yine de konuyla ilgili başka bir komisyonun oluşturulduğu, bu komisyonun da halen çalışmalarını sürdürdüğü bilgileri edinilmektedir. “Bir işin olmamasını istersen komisyonlara havale ediniz" derler ya... Altı yıldır bu konu bir sonuca ulaşmadı; inşallah bundan sonraki ilk altı yıl içinde bir sonuca ulaşır temennisiyle yazı dizimizi sonlandırmış olalım.

SON

Resim

Resim 1 : St. Barnabas Mezarında kazılan mezarın tali giriş kapısı